ABD ile İran arasındaki gerilim, Tahran’ın nükleer programındaki son adımları ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) kararına verdiği tepkiyle yeniden tırmanışa geçti. İran’ın Fordo ve Natanz nükleer tesislerinde yeni ve gelişmiş santrifüjler kurma kararı, özellikle uranyum zenginleştirme seviyeleri konusundaki uluslararası endişeleri doruğa çıkararak, Washington ile Tahran arasında yeni ve ciddi sonuçları olabilecek bir krizin kapısını araladı.
Washington ve Avrupalı müttefikleri, Tahran’ı derhal gerilimi azaltmaya ve uluslararası yükümlülüklerine geri dönmeye çağırırken, İran’ın kararlı duruşu diplomatik çözüm umutlarını gölgeliyor. Bu durum, Orta Doğu’da zaten kırılgan olan bölgesel istikrar için öngörülemez sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyor.
Nükleer Programdaki Son Adımlar Ne Anlama Geliyor?
İran, nükleer tesislerinde yeni santrifüjler kuracağını duyurdu. Bu adımlar, özellikle Fordo ve Natanz’daki kapasite artışını içeriyor. Fordo’da halihazırda faaliyette olan IR-6 santrifüjlerinin yanı sıra, yeni IR-2m ve IR-4 santrifüjlerinin de kurulacağı belirtildi. Natanz’da ise yine IR-2m ve IR-4 santrifüjlerinin yerleştirilmesi planlanıyor. Bu tesisler, İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini önemli ölçüde artırma potansiyeli taşıyor.
Mevcut durumda, İran’ın uranyumu %60 saflığa kadar zenginleştirebildiği biliniyor. Bu seviye, nükleer silah yapımında kullanılan %90 saflıktaki uranyuma ulaşma yeteneğine çok yakın kabul ediliyor ve uluslararası toplum tarafından bir “kırmızı çizgi” olarak görülüyor. Amerika Birleşik Devletleri, İran’ın %90 zenginleştirme seviyesine ulaşmasını, nükleer silah edinme çabasının kesin bir göstergesi olarak değerlendiriyor.
Uluslararası Tepkiler ve İran’ın Karşı Adımları
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu, geçtiğimiz günlerde ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın (E3 ülkeleri) desteğiyle bir karar tasarısı kabul etti. Bu karar tasarısı, İran’ın nükleer programıyla ilgili iş birliği eksikliği ve şeffaflık noksanlığını eleştiriyordu. Tahran, bu karara sert tepki göstererek, UAEA müfettişlerinin ülkeye giriş vizelerini iptal ettiğini ve ajansla olan iş birliğini azalttığını duyurdu.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Adrienne Watson, İran’ın bu adımlarının “gerilimi tırmandırdığını ve nükleer silah edinme yeteneği konusundaki endişeleri artırdığını” belirtti. Watson, İran’a diplomatik yolları açık tutma ve uluslararası yükümlülüklerine geri dönme çağrısı yaptı. Fransa Dışişleri Bakanlığı da benzer bir açıklama yaparak, İran’ın nükleer faaliyetlerinin “ciddi sonuçları olacağını” ve “bölgesel ve uluslararası düzeyde öngörülemeyen yankılar” yaratabileceği uyarısında bulundu.
Krizin Kökenleri ve Potansiyel Sonuçları
Mevcut krizin kökenleri, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) veya bilinen adıyla nükleer anlaşmaya dayanıyor. Dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın 2018’de tek taraflı olarak anlaşmadan çekilmesi ve İran’a yönelik yaptırımları yeniden uygulamaya başlamasıyla birlikte, Tahran da 2019’dan itibaren anlaşmadaki taahhütlerini aşamalı olarak ihlal etmeye başlamıştı. Bu ihlaller, nükleer programını hızlandırmasını ve zenginleştirme seviyelerini yükseltmesini içeriyordu.
İran’ın yeni santrifüj adımları ve UAEA’ya karşı aldığı tavır, nükleer krizin derinleşmesine yol açarken, bölgedeki jeopolitik gerilimi de artırıyor. Bu durum, sadece ABD ve İran arasında değil, Körfez ülkeleri ve İsrail gibi bölgesel aktörler arasında da endişelere neden oluyor. Uzmanlar, diplomatik bir çözüm bulunamazsa, gerilimin kontrolden çıkarak, bölgeyi ve uluslararası güvenliği tehdit eden daha büyük çatışmalara yol açabileceği konusunda uyarıyor.






